13 Ekim 2010 Çarşamba

Sıra Poyraz'da

Blogun adı 'Poyraz ve başka şeyler' ama Poyraz'a sıra gelemedi. Aslında onu yazacağım ne zamandır ama yine onun yüzünden yazamıyorum. Çok meşgul ediyor beni, olacak şey değil!!! Ama teyzemler dönecekmiş Çandarlı'dan, annem blogu onlardan izliyor, onlar ordayken yetiştirmeliyim. 1 haftada çok malzeme çıkaramadık tabi, ama olduğu kadarıyla anlatıyorum.

Poyraz artık 15 aylık. 1 ay önce tek başına adım atmaya başladı ama hala yürümekten korkuyor. İlla elimizden tutup yürümek istiyor. İkea'dan itilen bir yürüme arabası aldık, daha paketliyken ınnn ınnnn diye yapıştı ona hemen kurduk, çok da seviyor ama elele kullanmamız gerekiyor. Bıraktım ilk gün elini, hadi gelebilirsin dedim, gelebiliyor ama nasıl kızgın nasıl mutsuz, kıyamadım artık elele geziyoruz; araba, Poyraz, ben. Bom bom diye çarpa çarpa.

Yürüme yok ama bu aralar çenesi pek düşük. Tam bir papağan. (bunu birine telefonda söylediğimde arkadamdan papa diyor mesela) Konuşuyor değil hala tabi ki ama sesleri taklit etmeyi seviyor. Mesela, balıklı havuza ekmek atmaya gidiyoruz, o taş atmaya çalışıyor. 'hayır, hayır' diyorum. O da 'hayır, hayır' diye diye atıyor taşları. Pek çok yeni kelimesi de var. Anne, baba, meme, kitap en sevdiği kelimeler. Hızlı hızlı bir yere giderken (elele tabi ki) tavşan görürse mutlaka ta diyor, at görürse at, bez görürse be. Meme emerken memeye nağmeler şeklinde emiyor. Memeee, mEme, mememe, meeeeme... yazarak anlatmak zor tabi ama hepsi farklı ezgilerde memeler. İlk 'anne'yi de emerken söyledi. Emmeyi bıraktı bir an, baktı gözümün için 'anne' dedi. 'oğlum' dedim. 'anne' diye cevap verdi. O günden beri böyle, anneler memeler eşliğinde uykuya geçiyoruz. Dün akşam Erol gelmemişti onu uyutmaya çalışırken. Bu sefer baba da eklendi. Durup durup 'baba?' diyor.
-Baba yok oğlum işe gitti
- baba. işe
- evet baba işte
- anne
- anne burda tatlım, baba da gelecek
- baba işe..... meme
- evet meme emip uyuyacağız
- eee ee
Muhabbetten uyuyamadık. O arada, Erol beklenenden erken çıktı geldi. Ah, onun sesini duyunca yüzündeki ifadeyi görmelisiniz. Dünyada böyle bir sevinç hali yok herhalde. Kahkahalar atıyor mutluluktan. Babası aldı kucağına onu. Hemen 'Kitap, ınnn ınnn' dedi Poyraz. Arabalı kitabı okuyacakmış babası. Erol ellerini falan yıkarken biz meme muhabbetine devam ettik. Bir süre sonra babası geldi ve Poyraz hemen 'kitap' dedi. Unutmamış, beklemiş, babası gelip kitap okuyacak.

2 tane konuşan Poyraz videosu yüklemeye çalışacağım. Biri anne-baba. Tam uyumak üzereyken, arabada.
Diğeri de bugün. Uykudan uyandığı sırada su bırakmaya gelen abiyle beraber abi emeye başladı ve hiç durmadı. Ben de o şiş gözlü, 3 tel saçı dağılmış haliyle videosunu çektim ama asıl komik olan sonrasında ben bu videoyu izlerkenki tepkileriydi. Videodaki ben konuşurken eğilip ağzıma bakmaya başladı, bu ağız kığırdamıyor bu ses nerden çıkıyor diye! Sonra ordaki bütün söyle denen şeyleri söyledi, videodaki Poyraz'dan önce. Kuzu, emirlere pek itaat ediyor

uykudan uyanmış poyraz konuşturulurken from banu ozcelik on Vimeo.




Taleplerini sözle dile getirince çok ilginç oluyor. Mutlaka yapmamız gerekir gibi bir hisse kapılıyoruz. Medeni bir şekilde anlattı ya. Mesela geçen gece tam yatmak üzereyiz, Erol 'ben bi Poyraz'ı aşağı indirip getireyim' dedi. Kapıya gidip atta demiş, kırmak olmazmış. Bu ara böyle canı gezmek isteyince kapıya ya da bebek arabasına gidip atta diyor. Bunu o yaşta pek çok çocuk yapıyordur herhalde ama dediği an evden çıkması gerektiğini düşünen başka anne baba var mı bilmem!!! Ya da mesela ayakkabsını bulmuş 'giyiyoo, giyiyoo' diyerek giymeye çalışan oğlunu güneşin batışını izler gibi izleyen....
Bu ara bebeklikten çıkıp çocuk oluyor sanki. Bir bakıyorum masanın altında geziyor, bir bakıyorum gitmiş televizyonu açıp kapatıyor. 'Gapat' falan diyerek kendi kendine. Bebeğim değil de çocuğum var gibi. Bir de anne demeye başlayınca, yemek yaparken biri arkamdan bana anne diye sesleniveriyor. 'Aman bana mı dediniz?' demek istiyorum. Ben bir oğlan çocuğu tarafından anne diye çağırılan bir kadın mıyım artık. Ne güzel.


Köpek dişlerinin hepsinin ucu çıktı, uzamaya çalışıyorlar. Azılarda da beyaz beyaz tehlike sinyalleri görünüyor. (biri zaten çıkmıştı) 2 gecedir daha iyiyiz ama gecelerimiz bir felaketti. İştah da. Bu ara hikayeyle yiyor yemeğini. Mesela at dıgıdık dıgıdık koşuyor, 'iiihiiiiiihiii nerde benim yemeğim' diyor. 'al at kardeş, çorban' diyorlar, at (poyraz) hammm diye yiyor. Bütün hayvanlar yerine yiyor yavrum. Geçen gün Erolla muhabbete dalmış, hikayeyi kesmişim. At, at diye talep etti benden. 'Devam et anne' diyor. Emrin olur dedim başladım hemen ihiiihiiiii.... Karnı doyunca ya da yemeği sevmezse tavrı çok net artık. Eskiden ağız kapanırdı, şimdi tüm tükkanı kapatıyor. Zinhar bir lokma yemiyor fotoğraftaki pozisyona geçtiyse ve ne yaparsam yap yüzünü bize dönmüyor, eğlence için bile.

Biraz fazlaca hassas bir çocuk oldu sanki. Mesela geçen sabah, hayal kırıklığı içinde 'aaa bulaşık makinesini çalıştırmayı unutmuşum' dedim, baktım dudaklarını bükmüş. Benim de ağlayasım vardı aslında ama onu teselliye giriştim. Çok hasta olduğum sabah 'Erol n'olur gitme, ben bugünü tek başıma nasıl çıkarırım' dediğimde de büküldü o dudaklar, gözler doldu. İnsanın üzülmeye de hakkı yok yani onun yanında. Gariptir mutluluğu da öğrenmiş. Erolla yüzüyorlardı havuzda. Erol'a sordum, 'nasıl Poyraz mutlu mu?' diye, cevap Poyraz'dan geldi 'ha ha ha ha'. Mutlu olmanın ne demek olduğunu ve bunun kahkahayla ifade edileceğini nerden öğrendi gerçekten bilmiyorum. Sanırım bu yaş tamamen gözlem ve kayıt yaşları.

Türkiye'de etrafta sevdiği çok insan olduğundan herhalde yabancılara ilgisini kaybetmişti. Burda yine sıkıcı annesiyle başbaşa kalınca, başka insanlarla iletişim kurma merakı başladı. Asansörde bir başkası varsa Poyraz kesin başını eğe eğe onla göz teması kurmaya çalışıyor. Gizemli yabancı -kaçışı yok- ona bakınca da gülüp başını omzumuza gömüyor. Taktik süper, ilişki için bir adım at sonra kaç. İleride kız tavlarken işe yarayacak mı bilmem asansördeki yabancıları güldürüyor. Ah ama bir kişide çalışmadı bu taktik. Bir alışveriş merkezinde, çarşaflı bir kadınla yanyana bir krokiye bakıyorduk. Poyraz kucağımda başını eğdi eğdi olmadı, göz teması zor, çarşaf yanları da kapatmış. Sonunda belinden tamamen büküldü. Neredeyse düşecek. Kabullenemedi kadının onu görmemesi bakmamasını, ne hallere girdi. Bel sağlığı için orayı terketmek zorunda kaldık sonunda.
Yabancılarla ilişkisi ona ingilizce de öğretecek sanırım. Yes, no, thanks tekrar etmeye çalıştığı kelimeler. (geçen gün uykudan 'no no no' diye uyandı) Ama 'hallo' dediklerinde, alo dediklerini sanıyor, elini kulağına götürüyor hemen.

İlk günler hastalık, diş, yeni yer falan pek iyi değildi keyfi. Dün ne yapsam kahkaha atıyordu. Ütü için yardımcı bir kız gelmişti, Filipinli. Arada ben yemek yaparken falan da Poyraz'la ilgilendi. Kızcağız, çok çekingen, elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen bir kızdı. Poyraz nedense bayıldı ona, ne yapsa (pek birşey de yapmıyordu) kahkahalarla güldü. Pembe çoraplarından gözünü alamadı 'ayaa ayaa' (ayak), gözleri de ilginç geldi herhalde, cüüzüü cüüüzüü (gözü), kızı analiz etti durdu. Kızcağız parmakla gösterilip durdukça iyice huzursuz oldu yazık. Türkiye'de özellikle Çandarlı'da tam ona göreydi ortam. Etraf sevdiği insanlarla dolu. İstanbul da iyiydi, özellikle Şen ve Asya'ya (ikisinin de adını söylüyordu) bayılıyordu. Geçen gün burda 'Asya de bakalım' dedik, yine gözleri parladı. Hem kendi adıma hem onun adına özlüyorum herkesi.
Ama burda da bulacağız neşemizi, bulmaya başladık bile yavaş yavaş. Beraber büyüyeceğiz. Poyraz çoğunlukla bu blogda büyüyecek galiba...

6 yorum:

scemilog dedi ki...

Özledim sizi:(

Hülyanın Tunası dedi ki...

e gene çok güzel yazmışsın:)
- ikea arabanın tutma yerinin iki yaraı var. biri yürüteç öteki toddler. sizinki azıcık dik olmalı.
- poyraz'ı öyle tatlı anlatmışsın ki hepsi canlandı gözümde. videoları sessiz izlemek zorunda kaldım, bizimki uyuyor da :) ses olmasın didim
-durmak yok yazmaya devam

k.i.s.d. dedi ki...

:) Canım poyraz ve canım özleyen anne... Poyraz'ı uzaktan da olsa el elden büyütüp devam edeceğiz hiç merak etme. Çok güzel anlatmışsın gelişmeleri, çok da güzel bir gelişim seyri var. 2 yaşında susturamadığın bir boncuğun olacak, en yakın arkadaş babından.
Kalbimiz sizinle...
Not: Meme-anne-baba iş muhabbeti aynı bizde. Biz de buraya geldiğimizden beri (20 gün falan oldu) baba,baba iş, anne meme ardarda sıralanıyor. Hayat kaynağını biliyor anne,baba,meme olarak yorumluyorum :)

Banu Özçelik dedi ki...

şen: of ki ne of!
hülya: :)) ikea arabayı bebek modeli ayarladık bizimki daha da bebekmiş. o kadar konuşturdum çocuğu, sesli de dinle bari. ve başlayınca duramıyor insan, susmam artık ben!
k.i.s.d.: kendileri farkedemese de bir kalabalık içinde büyüyor bizim çocuklar. ne güzel. bir de ne kadar farklı olsalar da nasıl aynılar çocuklar. ikisi de bir memedir tutturmuş gidiyor babaları işe gönderip. komik geldi düşününce. memeciler.

Başak Çelik dedi ki...

Banu,

Senin yazılarında garip bir şey var. Çok keyifle, gülerek okuyorum... ama dolu dolu gözlerle! Niye böyle oluyor? Ne kadar yüklü yazıyorsun! Görmeden özlüyorum ben seni :)

Poyraz eni konu konuşuyor valla! Bizim bu aşamaya gelmemiz 21 aya rastlar! Hele şu "anne-oğlum-meme" muhabbetine bittim. Yalnız, her atta deyip de kapıya gidişinde dışarı çıkarmanız gerekmez, onu belirteyim :)))

Müdür yüzünden videoları izleyemedim! Pazartesi artık kulaklığımı getireceğim, yetti gari!

Öperim!

Banu Özçelik dedi ki...

Basaaak, bence sen super hassas algılama yeteneğin sayesinde benim aslında veremediğim duyguları bile yakalıyorsun. ne kadar şanslıyım :)

çınar'ın 21 ayını gördük/okuduk canım, sen bakma burda zipleyip anlattım da ondan çok konuşuyor gibi oldu, yoksa değil daha o kadar.

atta konusunu erol'a da söyledim, tutuyoruz kendimizi artık :)))