5 Şubat 2011 Cumartesi

Yuvarlanıp giderken...

24 saat Fuat hayatta mı diye düşünme döneminin ardından, o süreçte stresimle Poyraz'ı da germenin verdiği vicdan azabını da cebime koyup, biraz hayata dönmeye karar verdim. Fuat aklımda, oğlum yanımda, hayat içimde, yediğim önümde, yemediğim ardımda.

Gerçi sağolsun Poyraz Fuat'ı azıcık aklımdan çıkarayım desem de izin vermiyor! Geçen gün biraz dayısını anlatayım ona dedim (Dayı ilk kelimelerinden Poyraz'ın, İstanbul'dayken dayiiii dayiiii diye haykırarak kapısına dayanırdı Fuat'ın, ama uzun zaman geçti tabi üzerinden) 'Poyraz'ın dayısı var, o şimdi gemide ve Poyraz'ı çok seviyor' dedim. İttiyosün, ittiyosünn diye mızıldanmaya başladı (bugünlerde kendisi 2. tekil şahıs) 'ne istiyorsun çucum' dedim. 'dayıyııı, dayıyı ittiyosüüün'. O günden beri de ara ara 'dayı gemide, yüzüyor, dayiyi ittiyosünnn' diye mızıldıyor. Eh be oğlum, ne diyeyim ben sana!

Neyse dayıyı isteyen ana oğul, yuvarlanıp gidiyoruz.

Bir gün yine -ben bu çocuğa birşey öğretmiyorum, bütün gün yedi yemedi, uyudu uymadı mücadelesi, benim içsel mücadelelerim ve onun dışında da başı kesik tavuk gibi koşmakla geçiyor- triplerine girip aktivite yapsam dedim. Yine bir yerde gözüme takıldı, 'hadi bir deneyelim' dedim. Hem vakit geçirmiş oluruz: Bir kaba kırmızı mercimek koydum. Kaşıkla diğer kaba aktarma aktivitesi. Kendini beslemesine de destek babında.

Sonucu özetliyorum:

- Toplam aktivite süresi 7-8 dk
- Bu süre içinde Poyraz'ın elinde kaşık tutma süresi: 1-2 saniye
- Bir kaptan diğerine aktarılan mercimek oranı: %5 (hepsi benim tarafımdan)
- mutfağa yayılan mercimek oranı: %100
- Toplam temizlik süresi: Neredeyse bütün gün. Hala da evin çeşitli yerlerinden kırmızı mercimek buluyorum zaman zaman



Bu işler bize göre değil, kabullendim. Bireysel bir aktivite yaptım ben de. Uzun zamandır ertelediğim sülale fotoğraf albümü projem vardı. Poyraz sevdiğimiz yakınlarımızı unutmasın, aslında kalabalık bir ekibin çocuğu olduğunu bilsin diye fotoğraflar bastırıp Poyraz'a arada göstermek bu projenin içeriği. Onun için fotoları seçtim. Bakalım ne zaman basılacak, asılacak vb...



Bu fotoğraflar hep yazın çekildiği için bakarken Poyraz'ın yaza göre ne kadar zayıfladığını görüp ah bakamadım ben çocuğuma triplerine girmeyi de ihmal etmedim. Sonra zayıflığa çözüm ararken her ne kadar şeker vermemeye çalışsam da hile yapıp, havuçlu kek yaptım. İlk kez buradaki fırında birşeyi yakmadan pişirebilmeyi becerip Pınar ve Mina'yı da çağırdık bize. Nedir benim bu oğlumun kızlardan çektiği. Ölüyor Mina Mina diye. Bütün fotoğraflardaki 2-4 yaş grubu kızlar ya Mina ya Asya. Gel gör ki Asya gibi Mina da oğluma yüz vermiyor. Oyuncaklarını paylaşmıyor, elindekileri alıyor. Poyraz'da ise seri katil olacak bir karakter var. Hiç sükunetini bozmuyor elindeki falan alınınca, dönüp başka oyuncakla oynamaya başlıyor ama sonra bir an yüzündeki ifade hiç değişmeden o da bir çirkeflik yapıveriyor. (kaydırağın tepesinde başbaşa kaldıklarında itti mesela hafifçe Mina'yı) İlginç oluyor izlemek.

Buna bir örnek olarak bir önceki hafta bizi İstanbul'dan ziyarete gelmiş Akparagillerin cingöz oğlu (Poyraz'dan 2.5 ay küçük) Batu'nun elindeki biberona saldırışını izleyebilirsiniz.Buyrunuzzzz (buyurmadan şu açıklamayı okuyunuz: Poyraz biberonu kendi isteğiyle bırakalı aylar oluyor, yalvarsak da almıyor şimdi. Batu'nun biberonunu almak için uzun çabalarından sonra ona da bir tane verdik ve bakın bakalım işe yaramış mı)


Untitled from banu ozcelik on Vimeo.



Hafta sonları daha güzel oluyor tabi. Baba da evde. Gezmece tozmaca. Pazar sabahı sanırım yıllar sonra ilk kez yemeğe (kahvaltı da olsa) misafir çağırdık. İsrail'de evimizin mutfağından karşı apartmanın salon kısmı görünüyordu. Bu apartmandaki evlerden biri sürekli kalabalık misafir grupları ağırlıyordu. Masada uzun uzun oturuyorlar, muhabbet ediyorlar, gülüp eğleniyorlardı. Evin sıcak bir dekorasyonu ve ışıklandırması vardı. Biz Erol'la mutfak penceresinin önünde birbirimize sarılıp onları izliyor, Türkiye'ye dönünce hep eve misafir çağıracağımıza ya da birilerine misafirliğe gideceğimize söz veriyorduk. Burada provalara başladık. Pek de keyifli geçti bahçede kahvaltı keyfi. Gelenlerde de bolca çocuk vardı. Süper curcuna. Poyraz zevkten 4 köşe oldu hepsi kendinden büyük çocukların peşinde 'çocuklar, çocuklar' diye koşarken.

Dubai'de yaşıyor olmayı sevecek gibiyim. Ama Dubai'yi asla. Neden mi? Hımm, bir saniye.....


Yok, kontrol ettim de bu post uzamış, uzun olunca okumuyor kimse, onu ayrı bir yazı olarak yazayım. :)

Aslında yazıya Dubai analizi için başlamıştım ama önce genel havadisler de vereyim demiştim. Çenem düşük olunca asıl konuya gelemeden uzadı da uzadı. Bu da böyle ne yaptık ne ettik yazısı olsun. Hatta oldu, oldu da bitti....

2 yorum:

Evren dedi ki...

Bir ornek giyinmisler, cok tatli olmuslar ve de resmen oynuyor bu cocuklar :)) Sulale albumu calismasi da cok basarili olmus, bizim de buzdolabinin uzerine var bolca. Uzakta olunca...
Aktivite sonuc ozetine ayrica bayildim, cok guldum :) Umarim siz de yakin zamanda cok gulersiniz :P Sevgiler...

Banu Özçelik dedi ki...

:) kıyafet benzerliğini sen söyleyene kadar farketmemiştim! poyraz kesilikle sadist bir oyun oynamakta ama batu çok gerildi yazık, stresini zor attı sonra :)
hepimize bol gülmeler dilerim ben de :))